denizin sesi  

Bodrum FM
Ekip
İletişim

Links

Arşiv        

Balık ve Balıkçılık
Denizlerimizdeki Tarih
Denizcilik Bilgileri
Duyurular
İlan Panosu
Portreler
Resmi Kuruluşlar
Sualtı Arkeolojisi
Süngerciler

Yelken Dünyası

e-mail    

e-mail gönder


Türkiye Balık Sevmiyor


Denizin Sesi, Türkiye'de balıkçılık ve balık tüketimi, balık çiftlikleri ve çevre kirliliği konularını uzun yıllarını balık üretimine veren Can Erertem'e sordu. Denizciler, özellikle yat turizmiyle ilgilenenler tarafından balık çiftliklerinin denizi kirlettiği iddiasına, aynı zamanda bir denizci olan Erertem: "Doğru yerde, doğru şekilde yapıldığı zaman balık üretimi denizi kirletmez." diyor. 

Can Erertem (Labrax Su Ürünleri ve Pupa Yatçılık): "Şimdi balık çiftlikleri son 10 yılda yükselmeye başladı ve hala yeterli bir rakam değildir. Bunlar tamamen devlet tarafından belirlenen yani turistik bölgeler haricinde sadece bu iş için kullanılabilecek bölgelerde yapılmaktadır ve bunlara potansiyel saha denilmektedir. Tabi ki bu işin doğru olarak yapılması tamamen bilimsel çalışmalar sonucunda olmaktadır. 

Suyun çok temiz olması lazım balık üretimi için. Burda da düşünün bir gramdan daha küçük yavruları siz havuzların içine atıyorsunuz tamamen tüm dış etkenlere açık. Bir yıldırımdan, bir şimşek çakmasından ölebilecek düzeyde canlılar bunlar ve bunları yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Sudaki en ufak bir kirlilik, kimyasal maddeler ya da bakteriler bu balıkların ölmesine neden olur. 

Dolayısıyla bu tamamen bilimsel bir çalışmayla yapılabilecek bir olay. Mutlaka bir akıntı gerekiyor. Balığın yemin haricinde sudaki bir takım plaktonlardan beslenmesi ile verim artıyor ve balık daha hızlı büyüyebiliyor. Ve gerçekten de ciddi bir yatırımdır balık çiftliği. Çünkü balık çiftliği yatırımına başlayan bir kişi ilk bir, bir buçuk yıl geriye dönüş beklemez. 

Yavrularınızı alırsınız, havuzlarınızı yaparsınız, ağlarınızı alırsınız, bunlarla balığa bir gramdan ya da daha küçük boyutundan itibaren çeşitli boylardaki yemlerle, ki yem de ucuz bir şey değildir, pahalıdır, kökeni balık unudur ve buğdayla dolgusu yapılır. Bu yemler Türkiye'deki birkaç fabrikadan ya da yurtdışından ithalat yoluyla sağlanabilir. Bunları en verimli şekilde, balığı en az yemle, çünkü sonuçta ticari düşünmek zorundasınız ve maliyetleri düşürmek için en az yemle en verimli şekilde büyütmeniz gerekiyor. 

Gerçekten çok uzun, her an korkuyla, çünkü denizde yapıyorsunuz bu işi. Bu işin dalgası var, fırtınası var, büyük balıklar var denizdeki, bunlarla uğraşıyorsunuz. Onun için çok iyi korumanız lazım balığınızı. Balık korktuğu zaman bile ölebilecek hassasiyette bir canlı. Bütün bu aşamalardan geçtikten sonra balığınız satışa hazır bir hale geliyor ve bu sefer de pazar araştırmaları, nereye satılsın, yurtiçine mi satılsın, yurtdışına mı satılsın, her an her dakika, her saniye sizin için değerlendirilmesi gereken ve düşünülmesi gereken bir iş. 

Yani kolay bir iş değil, yatırımı büyük. Çok ucuza da yapılabilir, ama bu işi doğru  yapmak istiyorsanız iyi yatırımlar yapmanız gerekiyor. Kullandığınız ağın kalitesinden kullandığınız havuzların kalitesi, verdiğiniz yemin kalitesi, aldığınız yavrunun kalitesi. bunların hepsinin gerçekten doğru seçilmesi gerekiyor. 

Çiftlik işini yaptığınız bölge, yer çok önemli. Mutlaka bir miktar akıntının olması şart. Dış etkilere karşı korunmuş olması gerekiyor. Şiddetli fırtınalara, büyük dalgalara karşı korunmuş olması gerekiyor. Ve bunların yanında bir de derinliğinin olması gerekiyor. Yani çok sığ olmaması ve çok derin olmaması da isteniyor. 

Çünkü bu havuzlar iplerle ve zincirlerle yere bağlanıyor ve bu zincirlerin de marinalarda olduğu gibi dalgıçlar tarafından kontrol edilmesi gerekiyor, herhangi bir çürüme, kopma ya da korozyon söz konusuysa bunların da tamir edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla dekompresyona girmeden bir dalgıcın belli bir süre denizin dibinde kalabilmesi için çok derin de olmaması gerekiyor. Maksimum bu iş için düşünülecek derinlik 30-40 metre arasında. Bunun üstünde zaten bir zincirleme sistemi kuramayacağınız gibi, 60-70 metrede hiçbir şekilde kontrol edemeyeceğimiz, dalgıçların uzun süre çalışamayacağı bir düzen söz konusu olur.  

Şimdi basında olsun bu işe uzak kişler tarafından olsun, sıklıkla söylene bir terim var: Offshore balıkçılık. Şimdi burada söylenmek istenen derin sularda balıkçılık yapılabilir, balık çiftlikleri koylarımızda olmasın, bu iş derinlerde yapılsın. Şimdi bu dünyanın bazı bölgeleri için geçerli. Offshore balıkçılık Norveç'te, ya da diğer bazı ülkelerde çok uzaklara gitseniz bile, sahilden açılsanız bile derinlik 30-40 metrenin üstüne çıkmıyor. 

Ancak malum, Ege ve Akdeniz'de, özellikle bizim bölgemizde, Bodrum'da sahilden 15-20 metre uzaklaştığınızda derinlik 60-70 metrelere çıkabiliyor. Onun için bu anlamda, yani derin değil uzak anlamında Offshore balıkçılıktan bahsetmek mümkün değil. Biz de ise Offshore, uzak olsun da nerde olursa olsun mantığıyla kullanılıyor ama işte o olmuyor teknik açıdan. 

Çünkü Bodrum'da sahilden 100-150 metre açıldığınızda derinliğin 200 metreyi geçtiğini görebilirsiniz. Bu derinlikte de bu çiftliğin kurulma şansı hiçbir şekilde yoktur. Çünkü bu havuzları denizin ortasında hiçbir yere bağlamadan tutmanız fiziksel olarak mümkün değil.  

Bir de bunun ekonomiye, Türkiye'ye katkısı nedir, bir de bunun üstünde durmak lazım. Bildiğiniz gibi artık Türkiye'de hayvancılık kalmamış durumda, tarım kalmamış durumda. Bir de yeni filizlenmeye başlayan, ve önümüdeki yıllarda, 10 yıl 20 yıl, çok uzun vadede değil, dünyanın ihtiyacını karşılayabilecek bir ürün, balık. Ne oldu? Biz Karadeniz'imizi öldürdük, Marmara'mızı öldürdük, artık oralarda balık bulmak da çok zor. 

Yanlış avlanma, yanlış tekniklerle doğada yaşayan balıklarımızı katlettik açıkçası. Bugün ve ilerleyen dönemlerde Türkiye'nin balık ihtiyacını karşılayacak, büyük ölçüde karşılayacak tek kaynak balık çiftlikleridir. Tabi çok farklı balıklardan bahsediyoruz. Yani, havuzda yetişen balıklarla, denizde yetişen balıkların cinsleri de farklı. 

Bugün Karadeniz'de yapılan kalkan avcılığı çok önemli. Tabi, kalkanları da havuzda yetiştirmek mümkün ama denizdeki kadar olamaz. Sonuçta bir dip balığıdır. Sonuçta bu çeşit balıklar her zaman için denizden sağlanacaktır. Bu nedenle havuz balıkçılığıyla deniz balıkçılığını birbirine rakip olarak görmek mümkün değil, çünkü çok farklı balıklar yakalanıyor denizden. Bugün denizden acaba ne kadar çipra ve levrek yakalanıyor, çünkü havuz balıkçılığı genelde çipra ve levrek üzerine.  

Önümüzdeki yıllarda bu et ihtiyacını büyük oranda balık çiftliklerinden karşılamak mümkün olacak. Bir de balık seven bir ülke de değiliz işin garibi. Her tarafımız denizlerle çevrili ama, genelde Türkiye'deki balık tüketimi çok düşük. Örneğin Japonya'da kişi başına yıllık balık tüketimi 60-70 kilolara kadar varabilirken, Türkiye'de kişi başına gramlar mertebesinde bir balık tüketimi var. 

Dolayısıyla şu an çiftliklerde üretilen balığın büyük bir kısmı Avrupa'ya ihraç olarak gidiyor. Ve bu bir ihraç maddesi olduğu için bunun Türkiye'ye katkısı zaten açık bir durumda. Şimdi bunu geliştirmek gerekiyor. Daha çok balık üretmek gerekiyor, daha çok ihraç etmek gerekiyor ve kendi toplumumuza da balık yemeği sevdirmemiz gerekiyor.  

Çünkü bir kilo sığır eti elde edebilmek için yaklaşık 7 kilo yem harcamak gerekiyor. Bir kilo tavuk eti üretebilmeniz için, yaklaşık 3, 3 buçuk kilo yem vermeniz gerekiyor. Bu balıktaysa bir kilo balık için, 1.7,  en fazla 2 kilo yem düzeyinde. Ve balığın et verimliliği de yüksek, yani bir kilo tavuktan alacağınız etle kıyaslandığında balığın et miktarı daha fazla. Yani yenebilecek kısmı daha fazla. 

Ve belki çok karamsar bir düşünce ama Türkiye'nin et açlığına bile çare bulabilecek bir ürün balık. Sonuçta belki üretim süreci uzun ama bu birtakım bilimsel araştırmalarla kısalabiliyor. Bu da kesinlikle genetik oynamalar şeklinde değil,  tamamen bilimsel, sağlıklı yöntemlerle oluyor. Nasıl bir buğdaydan biz bire on alıyoruz da başka ülkeler bire iki yüz alıyorlarsa, balık da 11, 14 ayda değil de, 7, 8 ayda olabilecek. Bu çalışmalar yapılıyor.  

Ucuz et çok önemli. Etsiz beslenme diye bir şey düşünülemez. Ve balık eti bildiğiniz gibi en sağlıklı, en uygun etlerden biri. Kolestrol başta olmak üzere, her konuda çok sağlıklı bir et. Sonuçta ben birtakım çevreler tarafından bu işe kesin karşı çıkılmasını anlamlandıramıyorum. Çünkü birçok sektör paylaşıyor denizi. 

30'un üzerinde sektör denizden ekmek yiyor. Bunların tabi ki hepsinin kendine göre değeri var. Türkiye'ye ekonomik katkısı var, bun ların hiçbirini diğerinden ayıramayız. Bu sektörlerden hiçbirinin diğerine karşı rekabetini de ben düşünemiyorum. Çünkü sonuçta bölge turizm bölgesi. Bu bölgede oteller var, yatlar var. Bunlarda birtakım ürünlerin ne kadar siz maliyetini düşürebilirseniz, sonuçta bunu Türkiye üretiyor. 

Biz bu kasenin içersindeyiz. biz ne kadar uygun fiyatlara ürünleri yurtdışından gelen misafirlerimize sunabilirsek, bundan Türkiye'nin kazancı o kadar yüksek olacak. Örneğin bugün otelinizde bir levrek ya da çipra yemek isteyen turiste siz balık çiftlikleri olmasa 50,60 milyondan aşağı balık yediremezsiniz. Ve bu turist 50 milyona balık yemeyecektir. O zaman da bir ekonomik değerinizi yitirmiş oluyorsunuz.  

Balık çiftliği işi doğru yapıldığı sürece hiçkimseye hiçbir zararı yok. Yani denizi kirletmesi filan hiçbir bilimsel dayanağı olmayan iddialardır. Denizi kirletmediğine dair birçok bilimsel araştırma üniversiteler tarafından yapılmıştır. Demek ki denizi kirletmesi ile ilgili bir şey söylemek yanlıştır.  

Ama yanlış yapılırsa bu iş her şey yapar. Yanlış yapılan bir otel de denizi kirletir, yanlış yapılan bir tekne de denizi kirletir, dolayısıyla yanlış yapılan bir balık çiftliği de denizi kirletir. Sonuçta benim söylemek istediğim, turizm sektörünü, yatçıları veya balık çiftliklerini birbirine düşürmenin alemi yok. Bunları doğru yerlerde konuşlandırmak Türkiye için çok büyük yarar sağlayacaktır. 

Bugün ekonomik büyüklük çok olmayabilir, çünkü bugüne kadar hep engellenmiştir balık çiftlikleri ama yarın çok büyük değerler elde edilebilir. Rakamlarla konuşmak gerekirse Muğla bölgesinin sadece binde 3'ü balık çiftliklerine ayrılmıştır, potansiyel saha dahilinde. Otelleri düşünürsek, kara tesisleri olarak Muğla bölgesinin yüzde 7'si kullanılmaktadır. Geri kalan yüzde 92'lik bölüm de tamamen yat turizmine ayrılmış durumdadır.  

Ben kendim de zaten yat işletmecisiyim aynı zamanda, bir yat işletmesinin yönetim kurulu başkanıyım. Tabi ki yanlış yerlerde konuşlandırılmış birtakım çiftliklerin turizme zararı tartışılmaz. Ama bunun için doğru yerlerde yapılan balık çiftliklerinin hepsini birden kapsayıp karalamak da yanlış.  

Burada belirleyici olan devlettir. Doğru yerleri seçerek bir mastır plan dahilinde, burası balık çiftliği burası otel burası yatçılık bölgesi diye çok ciddi bir şekilde ayırmak gerekir. Bu yapıldıktan sonra kimsenin birbiriyle yok balık çiftliği kötü, yok yatçılık kötü ya da oteller kötü gibi bir tartışmaya girmesine de gerek kalmaz. Herkes kendi sektöründe kendi girdisini kendi çıktısını yapacak, ve bunun da sonuçta Türkiye'nin geneline katkısı olacaktır.  

Yoksa biz; o çiftliği kapat, o yatçıyı buraya sokma, bu otelci buraya yapmasın dediğimiz zaman hiçbir yere varamayız ve böyle bir kör döngü içersinde gideceğiz. Sonuçta amaç Türkiye ve Türkiye'ye katkıda bulunmak."