Türkiye'deki Sualtı Kazıları
Uluburun Batığı
Uluburun Batığının kazısı 1984'ten 1994'e kadar süren 11 yıllık bir çalışma sonunda tamamlandı. Sahilden 60 metre kadar uzakta olan batığın üzerine Virazon araştırma gemimiz demirlendi. Kayalıkların üstüne de yatakhane, yemekhane, konservasyon laboratuarından oluşan kamp kuruldu.
Araştırma ekibi güne çalışma programını belirleyen sabah toplantısıyla başladı.
Toplantıyı takiben dalış sırasına göre dalgıçlar Virazon gemisine gittiler. 44 ile 52 metre arasındaki olan batığa sabah 20 öğleden sonrada 20 dakika olarak iki dalış gerçekleştirdi araştırmacılar. Batığın derinliği, dalışların titizlikle hazırlanmasını gerektiriyordu. On bir yıl süresince 22,500 dalış yapıldı Uluburun batığına. Geminin 3300 yıl deniz dibinde kalmış olması ve kayalık bir yörede batması çıkarma işlemlerini zorlaştırıyordu.
Dalgıçlar ikişer, yada dörder kişilik gruplar halinde iniyorlardı batığın üstüne. Gemiyle batık arasındaki bir kılavuz ipi iniş çıkışlarda yardımcı oluyordu onlara.
Kazı alanının tam ortasına sualtı telefon kulübesi dediğimiz, içi havayla dolu bir şeffaf kubbe yerleştirilmişti. Kubbenin ana işlevi bir tehlike anında dalgıcın sığınabileceği bir ortam sağlamasıydı.
Batık çevresine birçok uzun borular yerleştirilmişti. Hava emicileriydi bunlar. Boruların alt ucundan verilen basınçlı hava tüp içinde yükseliyor, yukarı çıktıkça genişliyor, bu da borunun ağzında çekim kuvveti yaratıyordu. Hava emicileri araştırmacıların en önemli kazı aracıydı.
Uluburun kazısından çıkarılan ilginç malzemelerden birisi de cam külçelerdir. Gemide 170'den fazla olan konik görünümlü bu külçeler kobalt mavisi, turkuaz veya lavanta renklidir... Bu cam külçeler, şimdiye kadar saptanmış en eski örneklerdir.
Kazıdan çıkarılan eserler, detaylı konservasyon ve restorasyon çalışmaları için laboratuarlarımızın bulunduğu Bodrum'a gönderilmeden önce, ilk müdahele hemen orada, sahilde kurulan geçici laboratuarlarda gerçekleştirildi.
Her eser ölçüldü, incelendi ve kayıtlara geçti.
Uluburun Batığı, büyük zorluklarla gerçekleşen bir kazıydı. Her şeyden önce batığın derinliği işimizi oldukça güçleştirmişti. 33 asırdan fazla suyun altında bekleyen eserler kayalık zemine iyice yapışmış, kilitlenerek kayalarla adeta bir bütün olmuştu. Bazı eserlerde suyun ve yılların tesiriyle kırılganlaşmıştı. Bu tip eserlere dokunmak bile mümkün olmuyor, ancak fırçalarla, ve onlarla bile çok dikkatle müdahele edilebiliyordu. Derinlikten dolayı zaten kısa olan dalış süresinin yanında bu hassas çalışma geminin ancak onbir yıl gibi uzun bir zamanda çıkarılabilmesindeki önemli etkenlerdi.
Uluburun batığının kaya zemine oturmasından dolayı geminin ancak çok küçük bir bölümü kumla örtülmüş ve korunmuştu. Buna rağmen kazıdan çıkarttığımız ahşap parçalar, geminin seyrettiği dönemdeki gemi yapım tekniği açısından bize kıymetli bilgiler sağlamıştı. Tahtalardan alınan örnekler üzerinde gerçekleştiren dentrokronoloji teknolojisiyle geminin yaşı diğer tekniklere oranla daha hassas bir şekilde sağlanmıştı.
Geminin ana yükünü 10 ton bakır ve 1 ton kalay oluşturmaktaydı. Külçeler halinde gemide taşınmakta olan bu madenler, yüzyılların etkisiyle üzerine düştüğü kayalara ve birbirlerine yapışıp kenetlenmişti. Sualtında en çok zamanımızı alan çalışma bu külçelerin kayalardan sökülmesi oldu . Dipte geçirdiği süre içinde okside olan ve kırılganlaşan bu buluntuları zarar vermeden ayırabilmek için çok zaman harcadık.-Bazen bir dalgıç sayıları 500 ün üstünde olan bu külçelerden birisini çıkarmak için on beş gün harcadığı oldu. ---
Kenetlendiği kayalardan binbir zorlukla sökülen külçeleri tek tek su üstüne taşıdık. Bu taşıma esnasında zarar görmemeleri için adeta beşiğe benzeyen özel sepetler yaptık. Kaldırıcı balonun içine verilen havanın tesiriyle külçelerin bir bir süzülerek denizin maviliği içinde kaybolmalarını halen heyecanla hatırlıyorum. (music goes up)
Uluburun batığından, Geç Tunç Devri'ne ait birbirinden değerli eserler çıkardık. Altınlar, gümüşler, fildişinden figürinler... Hepsi birbirinden güzel, birbirinden kıymetli. Ama bizim için kesinlikle en önemlisi bu batığın kazısıyla tarihin karanlık kalmış olan bir dönemine ışık tutabilmiş olabilmemiz. (muzik)
Yorucu ama son derece zevkli ve keyifli bir on bir yıllık çalışmadan sonra Uluburun Kazısını 1994 yılında tamamladık ve çıkarılan eserleri Bodrum Müzesi'ndeki laboratuarlarımıza taşıdık. - Kazı bitti ama Uluburun Batığı üzerindeki araştırmalarımız devam ediyor ve uzun süre devam edecek. Çıkardığımız eserleri ve buluntuları tarih denen bulmacanın birer parçası olarak birer birer yerine yerleştireceğiz.
 |