Başlangıç
Bugün yaşadığımız gezegenin yüzde yetmiş birini
denizler ve okyanuslar oluşturuyor. İnsanoğlu denizi, tarih boyunca beslenmek, ham maddesini çıkarmak,
teknolojisini geliştirmek ve ulaşımını sağlamak
için kullanıyor.
İnsanın denizle olan ilk ilişkileri yıllar öncesine dayanıyor. Ama denizler ve okyanuslar, bu uzun sürece rağmen, hayatımızdaki vazgeçilmez rollerini adeta bir sır gibi saklamaya devam ediyor.
Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili konumuyla dünya üzerindeki şanslı
ülkelerden biri. Türkiye bir deniz ülkesi olmasaydı, acaba her şey nasıl olurdu?
Yaşadığımız modern dünyanın bugünkü uygarlık seviyesine ulaşmasındaki en önemli etkenler arasında hiç kuşkusuz denizler üzerinden yapılan keşiflerin ve sosya-ekonomik gelişmelerin büyük rolü var.
Eski çağlardan bu yana insanlar, hep tekneler aracılığıyla fikir ve mal alışverişinde bulunmuş. Millattan önce iki binlerde, ilk kez yeni teknikler kullanarak Mısırlıların
icad ettiği gemiler olmasaydı, ne üzerinde yaşadığımız kıtalar keşfedilebilir, ne de ham maddenin hayati unsur olduğu o günlerde, birçok toplum bu ihtiyacını karşılayabilmiş olurdu.
Peki ya bugün 8300 kilometrelik kıyı şeridi ve uçsuz bucaksız görünümüyle Ege, Akdeniz ve
Karadeniz sularından nasıl faydalanıyoruz? Eski keşiflerden, ticari gelişmelerin sağlanmasından artık çok daha
büyük bir değer ifade ediyor deniz ve okyanuslar.
Turizmden, petrol araştırmalarına, bilimsel keşiflerden sağlık sektörüne kadar birçok alanda ona başvuruyoruz.
Örneğin bugün kullandığımız ilaçların bazılarının denizde yaşayan bitki türlerinden yapıldığını biliyor muydunuz?
Bilim dünyası son günlerde deniz canlılarına zarar veren bir yosundan bahsediyor. Acaba bu yosun öldürücü müydü?
Türkiye'de kırk yıldır su altında tarih araştırmaları yapılıyor.
Birinci Dünya Savaşı sırasında batan Midilli savaş gemisinin
hazin öyküsü neydi?
Atılay denizaltısının başına ne gelmişti? Denizaltı neredeydi?
Bir zamanlar Bodrum yarımadasında yüzlerce süngerci derin sulardaki süngeri toplamak için metrelerce derinliklere dalıyordu. Süngerciler denizin dibinde gördükleri tarihi kalıntıları
bilim adamlarına bildirmeleriyle yeni bir bilim dalının da doğuşunu
sağlıyorlardı: Sualtı arkeolojisi.
1982 yılında ise arkeologlar ve tarihçiler için çok önemli bir gelişme oldu.
Mehmet Çakır adında bir süngerci dünyanın en eski
gemisinin kalıntılarına rastladı. Sualtı
Arkeoloji Enstitüsü'nün 11 yıl süren arkeolojik araştırmalar
sonunda 22.500 dalış gerçekleştirerek su üstüne çıkarttığı
bu gemi neden batmıştı?
Dünyanın en eski kitabına neler yazılmıştı?
Süngercilerin 'Kulaklı bisküit' dedikleri objeler nelerdi?
Denizin Sesi, gerek her Pazar sabah 11:05'te NTV'de ve gerekse de bu
sitede önümüzdeki haftlarda bu soruları cevaplandırmaya çalışacak.
Bizi izlemeyi ihmal etmeyin.

|